28 Ekim 2011 Cuma

Arada kaynamasın diye...

Niye mi? -Kaddafi diktatördü, yerlerde sürünerek "hakettiği gibi" öldü... dediniz ya, şimdi Libya'ya gelen şeriat hepinize kapak olsun diye. Yarın birgün şeriat olmasa da gelen her neyse bu gelen bu kez bize, işte o çoluk çocuğunuzun ensesine kadar gelip sizin de canınız yandığında, bu kez belki Uganda'dan birileri ya da Florida'dan Texas'tan, "cumhuriyet diye bir diktatörlük vardı, yıkıldı" derse nasıl yani şeklinde tosurdamayın diye. Çok söyledik, dinletemedik dememek için. 29'a çeyrek kala, belki aklınız başınıza gelir diye. Umutlu bir bayram olsun hepimize...

21 Haziran 2011 Salı

Hayatın draması varsa benim MarlaSungeerim var!

"Kendimi affediyorum, kendimi seviyorum der ya bazıları işte öyle..." dedi. Geçmişinle, dedi. Barışmalısın. Birden kendimi Hilton Conventional Center'da transandantal meditasyon gurusu elini alnıma koymuş da "hadi yavrum sen şimdi derin bir nefes al, ohiri sahiiii ki maniiii tarikiii" demiş gibi hissettim. Yok uyanmam lazım. Sonra, bir baktım, kader çarkına girmişim. Bu yıl, dedi. Bu yıl işte. 2011. Topla basamakları ne eder? 4. E benim uğurlu sayım da 3. Toplamı 7. Aha! Erdik mi şimdi!
Geçmişinle, dedi. Hesaplaşmayı bırak. Piki. Şu Marla olmasa geceler bitmez. Ama Ezel de final yaptığına göre, sevgili Marla ben bundan sonra akşamları Kordon boyunda havamı alıp ve havamı atıp iki bira devirmeden eve girmeyi düşünmüyor olacağım. Şimdi bunu desem ona, "yapmazsan kabahat, ben de bu uyuşuk ne zaman İzmir'de yaşamanın tadını çıkaracak iyice kurudu kaldı diyordum" der. Der yani.

Şimdi banyodaki aynaya kendimle barışmaya gidiyorum. Dönünce Marla'yla deli dolu hayallerimden bahsedip onun da bana "dur saçımı mora boyicam, sonra yeşil ojelerimi sürücem, sonra da seninle ilgilenicem sıraya gir! demesine izin vericem. Çünkü hayatın draması varsa benim Marla Süngerim var :)

17 Haziran 2011 Cuma

çekilebilirsin rıfkı...

Oturdum ve düşündüm. Bunu yapabiliyorum. Sonra aklıma siz geldiniz... Yazayım dedim. Açık açık...
Ben sizi sevmiyorum. Tamam mı, oldu mu, mutlu musunuz şimdi?
Süs yok, kibarlık ne haddinize, bende olanı görme zamanı. Al işte tanıştınız sonunda, bu benim...
Ama bir şeyi itiraf etmem lazım. Sizi sevmiyorum, çünkü 38 yıldır kendim gibi olmanın sizi üzeceğini, beni üzeceğini, böyle bir kadınla karşı karşıya kalmanın iki tarafı da mutlu etmeyeceğini düşündüm. Bunu yapabiliyorum, söylemiş miydim? Evet.
Sizi sevmiyorum, çünkü kendim gibi olmama kendim başta olmak üzere hiçbirimiz izin vermedik. Ben izin vermedim, sizin de öyle geldiği gibi gitmesine izin vermenize seyirci kaldım. Siz bundan memnun, ben bundan rahatsız, ikimiz de birbirimizden sıtkımız sıyrılmış bir biçimde, 38 yıldır boşuna yaşadık. Tamam mı, oldu mu, mutlu musunuz artık?
Aslında bu yazıyı, iki kadeh burbonu devirdikten sonra yazmayı düşünmüştüm. Evet artık biliyorsunuz, bunu yapabiliyorum. Vazgeçtim. Ayıkken, tam da benken yazmak daha güzel. Böylece sığınacak hiçbir yer ve hiçkimse kalmıyor karşımızda. Çıplağız, yalnızız, biz bizeyiz şimdi. Yalnızız dedim değil mi? Yok yok özür dilerim. Yalnız olan benim. Siz, hepiniz, cem-i cümle bir aradasınız. Yalnız olan benim, ama çıplak olan da sizsiniz. Üstünüzde sizi olduğunuzdan farklı görmemi sağlayabilecek kudrette tek bir giysi yok. Ne yazık!

Gökhan Tepe kırmızı ceketiyle karşımda. Tam da hakettiğiniz şarkıyı söylüyor. Size eşlik ediyorum. Ki varsa aşkın adaleti, bozmak için laneti, vazgeçtim aşkımdan. Yan, sabahlara kadar, ki uyan, düşünme hiç, çıktım hayatından... Artık yokum. Yiyin birbirinizi. Elimde burbon, apaçık görebildiğim çıplaklığınızla başbaşa bıraktığınız yalnızlığıma içiyorum. Ve nedendir bilmem, mutluyum...

31 Mayıs 2011 Salı

bekara karı boşamak kolay!

böyle bir laf var, fütursuz. Oooh kardiş, hayat sana güzel tabii gibisinden. Yok aslında hatırlıyorum mesela ben çocukken daha "bu var ya bu" demedikleri sebil günlerimden birinde, evde böyle bir yemek telaşı sırasında (ne siz sorun ne ben söyliim su böreği mi artık nedir tüm gün süren bir yemek yapımıydı) anne teyze anneanne yenge gibi ailenin tüm dişileri mıtbakta tencere başındayken, cingöz bir bakışla "peeh ne var kı onu ben de yaparım, tuzunu katcaksın şimdi, karıştır evet ooh tamam, cık öyle değil" şeklindeki karışmalarımdan birine zaten yorulmuş olan bir dişi aile bireyi "bekara karı boşamak kolay tabi car car car..." dediydi. Hah işte tam da böyle bir anlamı olsa gerek.
Tam 38. Gün aldım. Şimdi sakın bana "oo otuzların en güzel zamanı", "ooo sen daha gençsin du bak benim yıllara gel de ooohoo", "ooo sen daha 30 olmamışsındır sanıyodum hiç göstermiyon" şeklinde böyle hafif tatlı başlayıp ağdalı bir şekilde şirinlik kokan güzellikler yapmayın. Zira hayat size güzel anam. Ben 38'i gördüm, hiç de memnun değilim. Şimdi 25 olacaktım aaah! Var ya hayat asıl o zaman bana güzeldi...

Şeklinde bir hönkürdeniş ile üstünüze çemkirmek isterdim ama malesef yıllar insanın üstünden en çok bu muayyen sinirsel travmatik gerginlikleri alıyor. Böyle dövülmüş pambık kuzu eti gibi seriveriyor (yok merak etmeyin menopoza girmedim) Belki de başka bir nedendir beni böyle rahvan gitsin halet-i ruhiyesine sokan. Umrumdu çok!

İşte o biçim rahatım. Ne dünya ne siz ne başkaları ne öteki ve ne beriki ne de şu senin arkanda tip tip bakan top sakallı, hiçbiriniz şu anki rahatlığıma gram yağ süremez. İşte tam da bu yüzden yaptım kahveyi kuruldum balkona, denizi seyrediyorum... Kapıyı arkanızdan kapatırsanız sevincem tabii naapçam hayrat mı burası alla alla, kapa şu kapıyı yürü git!

29 Mayıs 2011 Pazar

yatacak yerim yokmuş

Eskiden kısık sesle, başlarındaki turboyu çekiştire çekiştire, ama din ama islam ama efendimisss diyen bir kalabalıktılar. Önce ÖDP alkışladıydı bunları. Özgürlük temasından İstanbul Üniversitesi'nin kapısında el ele yumruk salladıkları gün, "yeşilin her türlüsü" diyen ÖDP'nin, ah yazık!, bittiği gündü (ki daha yeni başlamışlardı).
Sonra biz kendi aramızda anlaşana kadar ohoo aldı başını gitti. 2007 seçimleriydi, Kadıköy'de Saadet Partisi'nin açtığı masadaki görevliye bir çemkirmesi vardı turbolu genç bir kadının, inanamadım. Biiz diyordu, silip süpürcez hayırlısıyla alalım da tekrar iktidarı... Artık zaman pısmak değil çemkirmek zamanıydı.
Şimdi doğruya doğru, düzgün bir insan, adaplı bir kadın mesela, otobüste tacize uğrarsa, önce etrafına bakıp acaba kaç tane yandaş bulabilirim diyerek çemkirmesinin şiddetini ayarlamaz. Tek başına olduğunu bilse de açar bayrakları. Ama bunlar öyle mi? Yanlarında berilerinde yandaşları yoksa mağrur mağrur kafa sallar ve cık cık cık edip otururlar-dı. Şimdi arttı tabii yandaşlar. Off nasıl bir cazgırlıktır o! E hani turbo takınca aynı zamanda sesimizi karşı cins duymayacaktı eli elimize değmeyecekti? Hani yabancı erkekler bize bakınca... töbe töbe...
Neyse işte, şimdi böyleler, çemkirme katsayıları o kadar yükseldi ki sesimi yabancı erkekler duyuyor falan hikaye, duysun diye en az iki oktav yukarıdan başlıyor konuşmaya.
Sonunda bugün tivitte bir tanesi, "AKPye oy vermeyenin yatacak yeri yok" dedi. Anam bir tırstım anlatamam... Lan utanmaz, arsız cazgır! Bunu diyen karının asıl, karnından sıpayı sırtından sopayı yan odadan da kumayı eksik etmeyeceksin. Günde 5 vakit tekmele, her yıl bir tane doğursun, kumalarla iyi anlaşsın ve yatacak yeri olduğuna dua etsin. Bence yani. Benim yatacak yerim var ve onu da kaptırmamak için #akpyeoyvermeyeceğim... (Bu işareti tivitçiler tanır iyi mi! :) )

Hadi uzayın, gidin oturun, alın başınızı ellerinizin arasına, son 14 günde AKPye değil ama kime oy vereceğinizi iyi düşünün. Ben biliyom. O yüzden rahatım, gezicem tozucam 14 gün ooh!